... | 🕐 --:--
-- -- --
عاجل
⚡ عاجل: كريستيانو رونالدو يُتوّج كأفضل لاعب كرة قدم في العالم ⚡ أخبار عاجلة تتابعونها لحظة بلحظة على خبر ⚡ تابعوا آخر المستجدات والأحداث من حول العالم
⌘K
AI مباشر
99303 مقال 232 مصدر نشط 38 قناة مباشرة 7847 خبر اليوم
آخر تحديث: منذ ثانية

Ümmetin birliği Diyarbakır'da masaya yatırıldı: 'Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge' vizyonuna dikkat çekildi

سياسة
Yeni Şafak
2026/04/04 - 15:20 502 مشاهدة

İslam Âlimleri Vakfı tarafından Diyarbakır’da “Ülkemizde Kardeşliğin, Ümmette Birliğin İnşasında Âlimlerin Mesuliyeti” başlıklı bir çalıştay gerçekleştirildi. Çalıştaya, bölge illerinden çok sayıda müderris ve akademisyen iştirak etti.

Çalıştayda “Ümmetin Birliği: Sorunlar ve Çözümler” başlığı altında ümmet coğrafyasının içinden geçtiği fikrî, itikadî, sosyal ve siyasal kırılmalar geniş bir çerçevede ele alındı; özellikle kavmiyetçilik, mezhep taassubu, meşrep ve cemaat taassubu gibi ayrıştırıcı hastalıkların Müslüman toplumlar üzerindeki yıkıcı etkileri müzakere edilerek çözüm önerilerinde bulunuldu. Ayrıca “Kapsayıcı Anayasa: Kesrette Vahdet” başlığı altında muhtelif akademik sunumlar yapıldı.

Çalıştay sonucunda aşağıdaki hususlarda ortak kanaate varıldı:

1. İslam ümmetinin bütün fertleri, ırk, renk, dil, bölge, mezhep, meşrep ve grup aidiyetinden önce insanlıkta eş, imanda kardeştir. Bu farklılıklar Allah’ın birer ayeti olup ayrışmaya değil bilakis tanışmaya ve dayanışmaya vesile kılınmalıdır. Tarihte Yahudilerin Allah’a iftira ederek kendilerini Allah’ın seçkin kulları olarak üstün ırk görme inancına dayalı olan ırkçılık ve tefrika bugün bütün insanlık âleminin başına bela olan fitne kaynağı Siyonizm’i doğurmuştur.

2. Etnik kimliği üstünlük sebebi görmek; Müslümanlar arasında kardeşlik hukukunu zedelemekte, ülkede birlik ve bütünlüğe zarar vermektedir. Hiçbir etnik aidiyet, İslam’ın üzerinde ve önünde bir kimlik haline getirilemez.

3. Tarihî tecrübe göstermiştir ki Müslümanlar savaş meydanlarında yenilemedikleri zaman, tefrika ile zayıflatılmış; ayrılık, dış müdahalenin en etkili vasıtası haline getirilmiştir. Bu bakımdan ümmet bünyesine enjekte edilen kavmî, mezhebî ve meşrebi kutuplaşmalar birer iç sorun olarak değil, dışarıdan beslenen fitne kaynakları olarak görülmelidir.

4. Mezhep farklılığı, ilmi ve fikri bir zenginlik olup bir çatışma sebebi değildir. Asıl tehlike, mezhebi dinin önüne geçiren, kendi yorumunu mutlaklaştıran ve farklı içtihatları düşmanlık sebebi haline getiren taassup anlayışıdır. Mezhebi farklılıklar ümmetin ihtilafındaki rahmet olarak kabul edilmelidir.

5. Meşrep ve cemaat taassubu, ümmet düşüncesini daraltan ve kardeşliği grup sınırlarına hapseden bir başka önemli problemdir. Kendi anlayışını dinin yerine ikame eden, grubunu ümmetten üstün gören, hakikati kendi çevresine hapseden anlayışlar birleştirici değil ayrıştırıcıdır. Tarikat, cemaat, vakıf, dernek ve benzeri yapılar; ümmete hizmet ettikleri ölçüde kıymetlidir.

6. Âlimlerin en büyük mesuliyetlerinden biri, ümmeti parçalayan kavmiyet, mezhep ve meşrep taassubuna karşı ümmeti yeniden tevhit etrafında vahdete çağırmaktır. Âlim, sadece bilgi aktaran kişi değil; kardeşliği koruyan, gerilim anlarında hikmetle müdahale eden, toplumu ifrat ve tefritten sakındıran, hakikati şahıslar ve yapılar üstü bir ufukta dillendiren kimsedir. Âlimler bu misyona uygun bir duruşla sorumluluklarını yerine getirmelidir.

7. Âlimlerin görev alanı yalnızca teorik rehberlikle sınırlı değildir. Bilakis âlimler; camilerde, medreselerde, ilahiyat fakültelerinde, sivil toplum yapılarında, dijital mecralarda ve toplumsal kriz alanlarında aktif bir ıslah ve inşa sorumluluğu üstlenmelidir. Hutbe, vaaz, ders, fetva, yayın ve sosyal medya dili; ayrıştırıcı değil kuşatıcı, tahkir edici değil tedavi edici, öfke üreten değil merhamet ve adalet inşa eden bir dil haline getirilmelidir.

8. Âlimler, ümmetin dağınıklığını giderme, genç kuşakları sahih bilgiyle buluşturma, dini hurafeden ve istismardan koruma görevini öne almalıdır. Özellikle gençlerin dinden uzaklaşmasına sebep olan dışlayıcı ve yargılayıcı dil ve üslup yerine kapsayıcı, onarıcı ve rehberlikçi bir yaklaşım sergilemelidirler.

9. Kardeşlik sadece duygusal bir bağ değildir. Karşılıklı hukuku, mesuliyeti ve fedakârlığı gerektiren bir ahlaki tutumdur. Müslümanlar arasında kalıcı kardeşlik ancak adalet, merhamet, istişare, emanet ve takva ilkeleri üzerine kurulabilir.

10. Âlimler, cemaatler, kanaat önderleri, sivil yapılar ve ilmi kurumlar, birbirlerini rakip değil refik olarak görmeli; asgari müştereklerde buluşmayı başarmalı; ortak meselelerde ortak irade üretmeli; ümmetin yararını grup menfaatlerinin önüne koymalıdır.

11. Yeni Anayasa’nın ülkedeki farklılıkların birlik içinde yaşamasını mümkün kılan ama aynı zamanda çeşitliliğin muhtemel ayrıştırıcı etkilerinden toplumu ve devleti koruyan “kesrette vahdet” anlayışına dayanmalıdır.

12. Anayasa; çoğulcu, geniş tabanlı, farklı kimlik ve kültürlerin ortak paydasını, insan haklarını, insan ve toplum fıtratını; insani, ahlaki ve dini değerlerimize dayalı; “milli ve yerli” bir anayasa olmalıdır.

13. Ülkenin birliği ve milletin beraberliği ümmetin istikbalini de teminat altına alan temel unsurlardan biridir. Bu bağlamda alimler ve İslami oluşumlar “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” vizyonunu desteklemeli ve çalışmalarında bu vizyona öncelik vermelidir.


İslam Alimleri Vakfı'nın bölge toplantısı Diyarbakır'da gerçekleşti

Gazze için ‘sonuç alıcı’ çalışmalıyız


مشاركة:

مقالات ذات صلة

AI
يا هلا! اسألني أي شي 🎤